Yazar ve çizer Vuslat Çamkerten'e neden yazdığını sorduk ve yaratıcılığı konuştuk. Sesli röportajı dinlemek için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.

Vuslat'ın 'Hayalet Ağrısı' öyküsünden kısa bir bölümü de sizinle paylaşıyoruz. Onun dünyasına aşina olmanız için... 

Hayalet Ağrısı*

Dolayısıyla noksanlık şu demektir:
birbirine-ait-olanın henüz-birarada-olmayışı.

– HEIDEGGER

Birkaç cümle sonra varacağım yeri sezip susuyorum. Konuşmaya devam edersem, dersin başından beri varoluş üstüne hararetle sürdürdüğümüz tartışmada kendi ellerimle üst üste koyduğum her şeyi yıkacağım. Ve öğrencilerimin eline bir fotoğraf verir gibi kendimi bırakmış olacağım, o zaman hepimiz olmayan kolumdan konuşmaya başlayacağız, koluma ne olduğunu, bunun benim varoluşumdaki yansımasını soracaklar bana. Ne cevap vereceğim? Kulaklarıma ateş basıyor.

“Çok dağıldık arkadaşlar,” diyorum, “gidin biraz kahve, sigara bir şey için, on beş dakika sonra devam ederiz.”

Kürsüme yaslanıyor ve az önce bütün sınıfı getirdiğim noktaya yeniden dönüyorum. Sınıf boşalırken durup sağ yanımı dinleme fikrine kapılıyorum. Bütün dikkatimi versem, şu an her şeyden koparak, kolumdan geriye kalmış bir kökün hareketini duyabilir miyim? Omzumda, neredeyse zamana yayılamayacak denli küçük bir anda, krampa benzer bir atak belki? Bu bir boşluk değil, diye yanıtlıyor aklım beni, o kesin. Bu bir boşluk değil. Defterlerimi, kitapları, fotokopileri toparlayıp çantama koyuyorum. Fakültenin koridorlarını hızla geçiyor, dışarı çıkıyorum.

Yağmur, arabamın tepesine şakır şakır çarpıyor, yanına varana kadar sırılsıklam oluyorum. Kapıyı çekince içinde kaldığım sessizlik bana kolumun peşine gitmemi söylüyor.

Reyhan kanepede kitap okuyor, gözlüklerinin üstünden bakıp da halimi görünce gülümsüyor.
“Korkunç yağıyor değil mi?”
“Fena fena,” diyorum, “silecekler yetişmedi.”
“Hiç durma duşa gir.”
Kitabını bırakıp peşimden banyoya geliyor. Gömleğimi, pantolonumu çıkarıp suyun altına giriyorum.
“Bugün bir şey oldu.”
“Halinden belli,” diyor.
“Çocuklarla varoluşu tartışırken öyle bir noktaya geldik ki Reyhan, bir adım sonra içine gireceğim muhakemeden çıkamayacağımı hissettim.”
Suyu açıyorum.
“Çünkü daha önce hiç düşünmediğim bir şeyin eşiğine geldik. Orada durdum. Tozun içinde kaldım sanki.”

    (İllüstrasyon: İsmail Sertaç Yılmaz)


Duşakabinin buzlu camını çekiyorum. Reyhan’ın silüeti klozetin kapağını kapatıp üstüne oturuyor. Gözümün ucuyla suyun omzumun yuvarlağından aşağıya serbest akışını izliyorum.

“Bugün ilk kez kolumu düşündüm ben.”
“Duymuyorum ki seni,” diyor, kalkıp duşakabini aralıyor.
“Bugün ilk kez kolumu düşündüm Reyhan,” diye tekrarlıyorum.
“Yıllardır varoluşu anlatıyorum ama şu kolumun vücudumdan kopup gidişinin bende ne tür bir duygu yarattığını, neye vardığını hiç düşünmemişim. Şu kolum diyorum baksana, halbuki kol filan yok ortada.”
“Gülüyoruz böyle ama ne diyeceğimi bilemiyorum Muzaffer, böyle bir şeyi hiç konuşmamıştık bile.”
“Ben bile yaşadığım şeyin henüz tam olarak neye benzediğini, tüm bunları sözcüklere nasıl dökeceğimi bilemiyorum ama konuşmazsam, üstüne gitmezsem de çözemeyecekmişim gibime geliyor. Öyle bir noktadayım ki aslında, bugünü reddedip de geri dönersem, hocalığımı bile sürdüremeyeceğimi hissediyorum. Bir yerde bir şey çatladı Reyhan. Bir yerde bir şey çatladı ve beni bekliyor.”

Suyu kapatıp, küvetten çıkıyorum. Reyhan havlumu uzatıyor. 

*Vuslat Çamkerten, Görenler Olmuştur, İletişim Yayınları, İstanbul (2021).