Sanat ve tasarım atölyesi Studio Pinprick, kolektif çalışmanın ve yaratıcı ruhun hikayesini Gerekeni Yap'a anlatıyor. 


Studio Pinprick nedir ve hangi alanda çalışıyor?
Biz bir içmimar ve bir sanat tarihçi olarak farklı meslekler ve çalışma alanlarından gelen iki kişiyiz. Bizi ortak paydada buluşturup birlikte üretmeye yönlendiren şey, sanat ve üretmeye karşı olan ilgimiz oldu. 2020 yılında iğne ve iplikle haşır neşir olup, farklı tekniklerle çalışmaya başladık. Sonrasında kolektif olarak ne yapabiliriz diye kendimize sorduğumuzda ‘’resim yapalım’’ cevabını verdik. Resimleri farklı yüzeylerde kullanma fikrini geliştirip şu anda sahip olduğumuz sanat ve tasarım atölyesi olan Studio Pinprick’i Mart 2021’de kurduk.

Birlikte üretiyorsunuz. Bir işin ortaya çıkış sürecinden biraz bahsedebilir misiniz? Nasıl bir rol paylaşımı oluyor? Ya da oluyor mu?
İkimizin ilgi alanları ve ilham kaynakları farklılık gösterse de içerik üretimi konusunda ortak karar, beğeni ve istekte buluşup ilerliyoruz. Üretim sürecimiz eskiz çalışmaları ve dijital renklendirme ile başlıyor. Bu etapta hangimizin hangi resmi dokumak istediğine karar veriyoruz.  İplik seçimleri tamamlandıktan sonra bireysel çalışmamız başlıyor. Elde dokuma yaptığımız için süreç uzun oluyor. Ama bizim de en keyif aldığımız ve beslendiğimiz kısım burası aslında. Yeni üretimlerin içeriklerine bu süreçte karar veriyoruz.

İşlerinizde ele aldığınız konuları nasıl seçiyorsunuz?
Genel itibari ile ortak ilgi duyduğumuz konular; kendini var etme, yeniden doğuş, sonsuz döngü, çeşitlilik, birey olmak, cinsiyetsizlik, zıtlık, eşitlik ve bütünlük algısı üzerinden zamansız mekanlarda geçen hikayeler kurguluyoruz. İlgi alanlarımızın farklılıklarını ortak çalışmalarda buluşturmak için tüm fikirlerimizi ortaya koyup sonra eleme yaparak sona kalanlar üzerine çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Elediklerimize geri döndüğümüz de oluyor tabii kii.

İşlerinizde bir “iyi” ve “kötü” vurgusu dikkat çekiyor. İyiliği ve kötülüğü işleriniz bağlamından nasıl açıklarsınız?
Aslında işlerin içeriklerinin temeli dualite kavramına yaslanıyor. Doğadaki, evrendeki karşıtlık ve birbirini tamamlayıcılık ilkesi ile kurgulanmış hikayeler... İyi ve kötü genel bir söylem. Aslında içine baktıkça birçok çeşitlemeye rastlıyoruz. Birlik-çokluk, ruh-madde, bilinçli-bilinçsiz, şekil veren-şekil alan, aktiflik-pasiflik, gök-yer, spiritüel alem-fiziksel alem, ışık-karanlık, ak-kara, hayır-şer, saflık-kirlilik, iç-dış, soğuk-sıcak, doğum-ölüm, yükseliş-iniş, mikrokozmos-makrokozmos gibi bir tür karşıtlık ve birbirini bütünleyici anlamlara gelmekte.

İşlerinizde anonim karakterlerin öykülerini izliyoruz. Bu karakterlerin hikayesi nasıl bir zamansallık içerisinde yer alıyor? Doğrusal mı? Döngüsel mi? Yoksa başka bir yorum mu?
‘’Anonim Masallardan Mitolojik Gerçeklere’’ serisindeki maskeli karakterimiz herhangi bir zamana ait değil. Hiç bilmediğimiz, hiç görmediğimiz yerlerin toprakların bir canlısı. Doğa ile geliştirdiği bağı ve sonra doğa ile savaşını görüyoruz. Bu zamana kadar anlatılan yaratılış hikayelerinde gördüğümüz kudretli bir yapı değil de karakterin daha çok kendini bulma yolunda kendi ile olan savaşını görmekteyiz.

Punch dokuma tekniğini kullanmayı seviyorsunuz. Bu teknik işlerinize ne sunuyor?
Punch tekniğini kullanmayı sevmekten ziyade; Punch needle tekniği ile üretim yaparak zanaat, el işçiliği ile geleneksel üretim modellerini yeniden ortaya çıkarmayı,üretim tekniğinin geleneksel bir zanaat işçiliği olması ile birlikte sadece tuval yüzeyinden ziyade atık nesneleri ve hazır nesneleri yeniden elden geçirerek geçmiş ve gelecek, eski ve yeni, geleneksel ve dijital sanatlar ve tasarımlar üzerinden kavramsal bir boyutta çalışmalar üretirken bize yeni bir dil oluşturuyor.

Yaratıcılığı nasıl tarif edersiniz?
Hayat herkes için bir anlam yaratma fırsatı. Doğru anı beklemek yerine yaşadığı anı var eden, yola çıkmaya heves etmeyi geçip yolda olan, yaşam gibi hergün üretmeyi seçen herkes yaratıcıdır.