@sizinnesilbiacayip instagram hesabıyla tanıdığımız Aslı'yla beraberiz. The Art of Hygge koleksiyonuna iki çizimle katkıda bulunan Aslı'ya, ona ilham veren dünyayı sorduk. 

Hoşuna giden/ ilgini çeken ilk çizimi ya da resmi hatırlıyor musun? Ve içindeki duyguları ne harekete geçirmişti?
Evet, bir Fikret Otyam tablosu vardı evde, kocaman bir tarla, önde bir erkek, arkalarda da gezinen bir kadın. Küçükken o figürleri annem ve babam zannettiğimi hatırlıyorum, sanki ben doğmadan önceki yaşamlarıymış gibi. Hem güven hissi verirdi bana, hem de dünyada böyle tamamen doğa içinde, henüz keşfedilmemiş yerler olabileceği fikri çok heyecanlandırırdı. Gidip gidip bakarmışım o tabloya.

Neden çiziyorsun?
İletişim kurabilmek ve anlaşılabilmek için çiziyorum. Kendimi anlatmakta oldum olası çok zorlandım. Ama çizerken ve yazarken bu durum değişiyor. Konuşarak ifade etmekte zorlandıklarımı hem çizerek hem yazarak çok daha rahat ifade edebildiğimi hissediyorum. Anlaşılmamışlık duygusu dağılıyor.

Ortaya çıkardığın işlerde senin için estetik mi yoksa içinde barındırdığı anlam mı daha önemli?
Anlam önemli. Zaten formal bir sanat veya çizim eğitimim olmadığı için, biraz geldiği gibi çizdim şimdiye kadar. Amaç da bir şeyler anlatabilmek olduğu için estetik kaygım minimumda. Yalın ama bakınca duraksatan, derinlikli işler çıkartmaya çalışıyorum.  Mesaj kaygısı gütmeyen sadece eğlencesine çizimler de paylaşıyorum tabii. Yoksa sayfam biraz boğucu gelebiliyor bana. Arada nefes almak ve aldırtmak hoşuma gidiyor.


Eğitiminden bahsedebilir misin? Yaratıcılığına nasıl bir katkısı oldu veya oluyor mu?
Robert Kolej mezunuyum, sonra Boğaziçi’nde Kimya Mühendisliği bölümünü bitirdim. Robert derslerde özgürlük, insan hakları, ayrımcılık gibi kavramları daha o yaşta derinlemesine işlerdi. Bende çok büyük etkisi var. Şimdi Münih Teknik Üniversitesi’nde mühendisler için açılmış bir işletme yüksek lisansı yapıyorum, tez aşamasındayım. Yakın zaman öncesine kadar benim için çizilmiş bu yoldan ayrılmaya kesinlikle cesaret edemezdim, ama Münih’te okurken aynı zamanda çalışıyordum ve bir anda her şey çok fazla geldi. Hayatımı kökünden sorguladığım bir dönem yaşadım. Çok zordu ama iyi ki oldu. İşimden istifa ettim, master sınavlarıma giremedim. Tam da pandeminin patladığı zamandı, Türkiye’ye döndüm. Yorgunluğumu dışa vurabileceğim bir kanal ararken kendimi çizerken buldum. Çocukluğumdan beri çok sevdiğim ama bir türlü ciddi anlamda yapamadığım, yapmaya cesaret edemediğim bir şeydi zaten. Instagram hesabımı açtım ve hissettiklerimi mizahi bir yorumla paylaşmaya başladım.

İşlerinin ortaya çıkış sürecinden bahsedebilir misin
Genellikle o gün okuduğum, gördüğüm veya yaşadığım bir şeyle beraber ortaya çıkıyor. Bir anda oluşuyor kafamda, hızlıca karar verip hızlı çizip hemen paylaşıyorum. Arka planda da kendimi okuyarak beslemeye çalışıyorum.

The Art of Hygge’den konuşalım. Hygge in Minivan ve A Hyggelig Moment işlerin hayatla direkt ve sade bir şekilde kurulan ilişkileri anlatıyor. Bu iki illüstrasyonda gördüğümüz kız sen olabilir misin?
Evet o kız benim! The Art of Hygge projesi için yaptığım bu iki iş benim için hygge’nin özeti tam olarak: doğanın içi, sessizlik, kitaplar, az insan, bol hayvan. O küçükken gidip gidip baktığım tablo gibi.