İngiliz post-punk grubu Shame, Güney Londra müzik kültürünün parlayan yıldızı! İstanbul konserleri öncesinde onları Gerekeni Yap'ta ağırlıyoruz. 

Biraz Güney Londra’daki müzik kültüründen bahsedebilir misiniz? Sizi nasıl etkiledi?
Güney Londra'da tüm grupların geçtiği ve çalmaya devam ettiği ana mekân Brixton'daki Windmill’dir. Bizim hikayemiz ise henüz okuldayken başladı ve Goat Girl ve Sorry gibi gruplarda bizim yaşımızda olan insanlara çalmak isteyip istemediklerini sorduk. Sonuç olarak Güney Londra bize ilham verdi çünkü en sonunda bizim de dostumuz olan sevdiğimiz gruplarla çalıyorduk. Ait olmadığımız durumların içinde kendimizi bulmak yerine olayın gerçekten tadını çıkartmaya başladık. Benzer türde müzik ve performanstan hoşlanan belirli bir yaştaki insanların birbirini bulmasıyla ilgiliydi…

Peki nasıl Shame’e dönüştünüz?
Bolca ama bolca hatayla. Yapacak daha bir şeyimiz yoktu ve müzik hepimizin en çok keyif aldığı şeydi.

Çıkış albümünüz, ikinci albüm, turne, salgın hastalıklar ve biraz da tükenmişlik. Bu arada hala deneyimliyor ve değişiyorsunuz. Grubun 2018’de içinde bulunduğu ruh haliyle bugünü nasıl kıyaslarsınız?
Çıktığımız turlar, yurtdışında çalmak, bunların hepsi bizim için çok yeniydi. Şimdiyse, kendimizi ve yaptığımızı müziği daha iyi tanıdığımızı ve daha çok şey öğrendiğimizi hissediyoruz. Bu arada tabii ki yaptığımız her şeyde hala bir heyecan var ama kendimizi mümkün olan en yüksek kaliteye çekmek için çalışıyoruz.

Her iki albümü de düşündüğümüz müziğinizin toplumsal sorunlara yüzleşmesinin yanı sıra son derece kişisel bir tarafı da var. Sizce bu temaları müzik kariyeriniz boyunca takip edecek misiniz?
Bunların çoğu insanın hayatı boyunca sürdüreceği doğal temalar yani, bu anlamda, evet. Bundan sonra ne yaparsak yapalım, hepimiz doğal olarak değişmeye ve insan olarak uyum sağlamaya devam edeceğiz.

Müziğiniz için aklınızda ideal bir dinleyici kitleniz var mı?
Pek değil, hıyarca davranışlar içinde bulunmaya herkes.

Uluslararası bir grup olmak dünyaya bakışınızı nasıl değiştirdi?
İstanbul’da çalma şaşımız olacağını asla düşünemezdik, bunu söyleyebilirim. Seyahat etmek, farklı şehirleri keşfetmek ve yeni insanlara tanışmak muhtemelen bu grubu kurmamızın en güzel tarafı.

Şarkı yazma sürecinizden biraz bahsedebilir misiniz? Nasıl ilerliyorsunuz?
Hâlâ bunun üzerinde çalışıyoruz, bazen birinin bir fikir getirmesiyle başlayabilir ya da hep birlikte bir odada çalarken olur. Konuyu netleştirir netleştirmez size haber vereceğiz.

Dayanamadığınız bir müzik var mı?
Reggaeton.

Son olarak gelecek planlarınız neler?
Academy Brixton’da çalmak hedeflerimizden bir tanesi ve tabii ki bir araya gelerek üçüncü albümü bitirmek istiyoruz. Bu arada daha önce çalmadığımız yerlerde çalmaya devam etmek de planlarımızdan bir tanesi.