Animasyon ve illüstrasyon sanatçısı Sercan ile The Art of Hygge işi vesilesiyle bir araya geldik. Sohbetimizin ana teması ise zor olanın basit, basit olanın zor olduğuydu. 

Sercan’ın evinin girişinde bizi küçük kedisi Gazoz karşılıyor. Ürkek ama oyuncu gözlerle kafasını duvarın arkasından uzatan Gazoz, Sercan’ın çizimlerine de yansıttığı samimi dünyanın habercisi gibi.

Gazoz yanımıza oturuyor, Sercan ise tam karşımızda, çizimlerini besleyen kaynakları soruyoruz. “Edebiyata çok ilgim var. Liseden beri yazıyorum. Sinemaya ilgi duyuyorum. Zaten animasyonun bir dalı da sinema gibi... Aslında hikâye anlatıcılığı yapıyoruz. Kare kare bir şeyi kurguluyorsun ve insanları bir yere taşıyorsun. En sonunda hepsini bağlayarak hikâyeyi tamamlıyorsun. Benim de amacım biraz bunu yapmak. Göz önünde olan ama kolayca fark edilmeyen konulara dair hikayeler anlatmak…”

Sercan’ın çizimlerindeki basitlik, iş ortaya çıkana kadar ki sürecin o kadar da basit olmadığını düşündürüyor bize. Tam da bu nedenle çalışma süreçlerini konuşmaya başlıyoruz. “Fikir aklıma geliyor. Hemen not ediyorum. 3 gün geçiyor tekrar bakıyorum. Zaman içinde demleniyor. Bir anda ortaya çıkarsa ham kalabiliyor ve bu durum hemen anlaşılıyor. O yüzden konuları ve hikayeleri bekletmek, doğru eklemeler yapmak gerekiyor. Konuyu niş bir şekilde ortaya koymak vakit alıyor.”


Konu, buluşma nedenimiz The Art of Hygge işine geliyor. Dijital bir mecrada doğaya dair bir iş çıktı. Sırf bu yönüyle bile benim için ilgi çekici bir süreç oldu. Bir de izometrik çalışmayı seviyorum. Bütün her şeyi parça parça çizdim ve sonra animasyonda birleştiler.”

Son olarak kendisinin hygge anlarını soruyoruz. Acaba Sercan ne zaman kendini huzurlu ve rahat hissediyor?Çok uzun saatler çalışıyorum. Bu nedenle sadece gece uyurken yatay pozisyonda olabiliyorum. Dolayısıyla gün içerisinde kafamı koyup biraz dinlendiğimde bana çok iyi geliyor. Bir de yatay pozisyonda düşünmek farklı bir bakış açısı da getiriyor. Tavana bakarken zihnim biraz yavaşlıyor. Bu şekilde kafayı dağıtmayı seviyorum. Beni hygge anlarına götüren diğer şeyler ise bisiklete binmek ve bol bol seyahat etmek. Her ne kadar pandemi şartlarında zorlaşsa da yeni kültürler tanımayı seviyorum. “