Lar Studio'nun kurucusuyla Arnavutköy'deki stüdyosunda buluştuk. Laris'in dünyasını üç kelimeyle özetleyebiliriz; olgun, doğal ve rafine.

Lar Studio’ya adımımızı atarken bizi Laris’in kemâle ermiş köpeği Lucky karşılıyor. Duvarlara asılı renkli fularlar, pareolar ve gömlekler ise Lar Studio’nun başarısına dair önemli ip uçları taşıyor ve stüdyoya eğlenceli bir ruh veriyor. Böylece ilk izlenimimiz bizi duygu olarak da ele geçiriyor. Lar Studio’nun dünyasında kendinizi rahat ve mutlu hissediyorsunuz.

Ve Laris ile konuşmaya başlıyoruz. Gördüklerimizin bizi yanıltmadığına karar vermek artık daha da kolay. Paris Moda Haftası’ndan yeni dönen tasarımcı, yaptığı işten çok keyif aldığını söylüyor ancak aynı zamanda ‘materyal’in merkezde olduğu bir dünyadan da biraz soğuduğunu ifade ediyor. Bu açıklamanın özünü, dikkatli bakarsanız Lar Studio’nun tasarımlarında da görebilirsiniz.

Tasarımlarında canlı renkler kullanmayı seven Laris, erken gelen ve belki de zamansız bir olgunluğu da içinde taşıyor. “Dalgalanmalar hayatımızda hep var. Kaybettiğimiz anlamlar yerlerine yenilerini koymak için bizden uzaklaşıyor. Bir boşluk doğmadan kanvasa yeni bir şey çizemiyorsun.” 

Tasarım süreçlerinin nasıl ilerlediğini soruyoruz. “Paris seyahatimde oldukça fazla kitap aldım. Kitapçıları spontane bir şekilde gezerek koleksiyonuma yeni kitaplar kattım. Nasıl kitaplar alacağıma dair çok düşünmedim. Tasarım süreçlerim de biraz böyle, üzerine düşünmeyi, kategorize etmeyi pek sevmiyorum.” İşte bu nedenle bir köşede boyalarıyla çalışarak üreten Laris için tasarımın daha ziyade içgüdüsel bir hale işaret ettiğini anlıyoruz.

Lar Studio’dan ayrılırken zihnimizde ve ruhumuzda kalanlar ise hiç şaşırtıcı değil. Çabasız bir estetik anlayışını en doğal haliyle sunan Laris'i takip etmeye devam edeceğiz.