Lara ile 'Müdahale / Intervention' sergisinde yer alan yerleştirmesi 'Bezelye' hakkında konuştuk. 

Yaşadığımız zamanlara dair hissettiklerin neler?
Sıkışıklık, endişe, heyecan ve biraz da umut. Büyüklerimle konuştuğumda hep kendi zamanlarının da bu zamanlar kadar tuhaf, tekinsiz, yeni ve sıra dışı olduğunu söylerler. Elbette tarihte şu günün, şu dönemin bir aynısı daha yaşanmadı. İnsan bilincinin, teknoloji kullanımının inanılmaz adımlar attığı, fakat bir yandan da yaşadığımız evi, yeryüzünü neredeyse bir harabeye dönüştürdüğümüz bir yoldayız. Hem Mars’a gitmeyi hayal ediyoruz hem de dünyayı iyileştirebilmeyi… Eskiden tahayyül edemeyeceğimiz miktarda bilgiye erişimimiz var, ama sanki ruhumuzdan kopar gibiyiz... Tüm bunların farkında olup; bir şekilde yaşama, varoluşa küsmeden tutunabilme çabası ve bunlara rağmen sanatın incelikleriyle ruhları hafifletme, bir şeylerle yüzleşmenin getirdiği sorumluluk... Hissettiğim kaygı hepimizin içinde bulunuyor. Ancak aynı zamanda umut ve aşkı da yaşattığımızı düşünüyorum.

Bezelye işini bu şekilde kurgulamaya iten unsurlar nelerdi
Masal ve mitolojiler zamansızlardır. Bizden çok önce başka şartlarda var olan insan da bizler de bu anlatıları dinleyip çıkarımlar yapıyoruz. Şu dönemde yaşamanın hisleriyle hemhal olurken mitolojilere, masallara geri dönüp yaşadığımız döneme ve durumlara ışık tutabilmeyi arzuluyorum. Prenses ve bezelye tanesi masalına cinsiyet eşitliği ve kadın haklarını temel alan, bir otelde gerçekleşen sergi çerçevesinde bakıyorum. Masal, feodal bir sınıfsallığı kadın bedenine dayatan zihniyeti anlatıyor. Masalın imge dünyasını hep sevmiştim, üst üste yükselen yataklar ve altında tanımlayamadığımız, belki de göremediğimiz bir bezelye tanesi. Yerleştirmede bezelye tanesini bir ışığa dönüştürüyorum. Yükselen yatakların altından odaya sızan, duvarlarda iz bırakan, kendine baktıran bir ışık. Benim için bu ışık bir yaradan çıkıyor. Ve bu yara da toplumun kadına, kadın bedenine yüklediği bir takım kavram ve yaptırımların üst üste birikmesine, üzeri örtülmesine rağmen ışıldıyor. Mekana özel kurgulanan bu yerleştirmede izleyicinin işle karşılaşma anını çok önemli buluyorum. Bu masal ve içinde barındırdığı kavramlarla bir otel odasında karşılaşmak ise işin okumasında farklı katmanlar açıyor.

İşinde bezelye tanesini bir ışığa dönüştürüyorsun. Kendi içinde de umut veren bir ışık her zaman bulunur mu?
Işığı umut değil de güç, irade, inanç ve hatta aşk olarak okuyalım. Işığı söndürmek için çabalayan evrensel bir sistemin içinde yaşadığımız gibi, bazen de kendimiz bu ışığı sabote edebiliyoruz. Sanırım her şeyden önce benim o ışığın katmanların altında eziliyor olmasına rağmen parladığını görmem lazımdı.