Gerçek ile görünen arasındaki bağı ve belki de çatışmayı ele alan Lara; video ve mekâna özgü enstalasyonlarıyla bu kavramları sorgulamaya devam ediyor. Onunla üretim süreçlerini ve yaratıcı dünyasını konuştuk.

Lara neden sanatla uğraşıyorsun?
Bu soru bende hep ‘neden hayatla iletişim kuruyorsun?’ sorusu sorulmuş etkisi yaratır, biraz şaşırtır doğrusu. Başka türlüsünü tasavvur edemediğim için sanatla uğraşıyorum. Peki, ya siz neden sanatla uğraşmıyorsunuz? 

Üretirken değil belki ama seni sen olarak tanımlayan ve aklının ucunda gezinen konular var mı?
Aklımın içi hayaletlerle dolu benim. Zamanla kazanılmış bir bilinçle, onları yargılamadan gözlemlemeyi öğrendim. Hayatta adil olmayan pek çok şey geliyor başımıza, derin yaralar alıyor, haklı meseleler ediniyoruz. Ne yazık ki hiçbirimiz muaf değiliz bu yaralanabilirlikten. Üstelik dönüşüm hali hızlanmış bir dünyada siyah görünenin beyazına uyandığımız nice kavrayışlar yaşıyor, bin yıllık evrimi sığdırıyoruz bazen tek bir günümüze. Mesele edinmenin de özü, tabiatı değişiyor haliyle. Çetrefilli ve soyut alt metinlerden, somut başlıklara geçmeye başladığımı farkediyorum bu süreçte. Beni ben olarak tanımlayan, buram buram mesele edindiğim konuların bir nevi travma bağı niteliği taşıyor oluşu daha çok ilgimi çekiyor örneğin. Dönüşken yapısı belirginleşmiş bir dünyanın kaosundan çok, dönüşkenliğinin doğası celbediyor merakımı.


Sanat pratiklerin bağlamında bir konuya yaklaşırken o konuyu ele almak için tercih ettiğin bir yol veya metot var mı? Nasıl bir süreç oluyor?
Sürecimi içgüdüsel bir süreç olarak özetleyebilirim. Nasıl ki hipnoz esnasında veya meditasyon süresince beynin belirli bir bölgesi sinyal veriyor ve kişi bir nevi paralel evreninde hayat ile derinleştirilmiş bir iletişim ve deneyim anı yakalıyorsa, yaratıcı sürecim de bundan çok farklı değil. Bunu teknik metotlarla veya nesnel yollarla tarif etmem oldukça güç olur açıkçası.

‘Gerçeklik’ kelimesine nasıl bir anlam yüklüyorsun?
Onu oluşturan ve dönüştüren etkenlerin kısmen şeffaflaşmasıyla, çok-katmanlı hali ortaya serilmiş, tam da bu sebeple defalarca baştan tanımlanmakta olan bir kavram gerçeklik. Bugün gerçeklik sonrası-sonrasından söz etmemiz mümkün. Kavramların çok ötesinde bir yerden bakacak olursak, rüyamın gerçek olduğunu iddia edebilirim, veya gerçekliğimin bana hakikat hissi vermediğinden; örneğin Psikolojideki Dissosiyasyon gibi veya lüsid rüya gibi, iki uç gerçekliği peş peşe deneyimleyebiliyoruz. İnsanlık tarihi kadar eski deneyimler bunlar! Benim de ilgimi çeken gerçekliğin tam da bu çok-yönlü, dönüşken ve fani doğası, manipülasyona, eğilmeye, bükülmeye bu denli müsait hali.

Nasıl bir zaman algın var?
Zamanla ilişkimi soyut olarak tanımlayabilirim. Onun hep aynı hızda akmıyor olması gerçeğine karşı öğrenilmiş bir savaş halinden barış haline geçtiğimden beri, bambaşka bir iletişim geliştirdim kendisiyle. Hızlanması gerektiğinde elbet hızlanıyor, ancak genelde yavaş olarak tanımlanabilecek, tefekküre yakın bir boyutta akıyor.

Ürettiğin işlerin teknik kısımlarıyla ilgilenmeyi seviyor musun? Bu süreçler gelecekteki işlerin için yeni pencereler açıyor mu?
Somuttan soyuta, fiziksel eylemden düşünceye evrildi esasında benim yolculuğum. Önce bir medyumu tanımaya çalışmak, ona dair hakimiyet kazanmak sürecimin önemli bir kısmını oluşturuyor. Çalışmalarımdaki her teknik hamle bir nevi metafor işlevi görüyor. Bu yaklaşım sayesinde, yıllar içinde analog film, resim, heykel, seramik, ses, marangozluk, kurgu gibi pek çok süreci öğrenme ve deneyimleme fırsatım oldu. Bu da elbet bakış açımı ve lisanımı geliştirmem adına epey yarar sağladı.

Neden İstanbul’da yaşıyorsun?
Köklü bir bağım var İstanbul’la. Ailemin büyük bir kısmı yüzyıllarca yaşamış bu şehirde. Büyürken masal gibi dinlediğim, atalarıma ait onca İstanbul hikayesi derin bir manevi bağ oluşturmama vesile oldu burasıyla. Kendimi tanıma ve anlama yolculuğumda büyük bir önem taşıdığını düşündürtüyor ve geçmiş, gelecek, tüm zamanların, hani adeta sihrin başkentiymiş gibi, derin bir aşkınlık hissi veriyor bana İstanbul.

İstikrar senin için önemli mi?
Neye dair olduğuna bağlı. Sonuç görmek istiyorsak, istikrarsızlık fayda sağlamayacaktır.

Hedefin var mı?
Nesnel hedefler koymak için pek müsait değil sanırım artık devrimiz. Her gğn bambaşka bir düzen oluşabiliyor. Güvence saydığımız kaynaklar ve kavramlar sürekli değişiyor. A noktasından b noktasına doğru yola çıktığımız an, b noktası diye bir şey kalmamış olabiliyor mesela. Kurduğumuz hayallerin de bu değişimlere adapte edilebilinir olmaları, dolayısıyla nesnel olmaktan ziyade içsel ve manevi nitelikler taşımaları önem kazanıyor haliyle. Yine de, pek çok alternatif geleceğe dair çeşitli hedeflerim, hayallerim var benim de. Fakat eğilebilir, bükülebilir hedefler ve hayaller artık bunlar.