Lal ile Çağlayan’daki stüdyosunda buluşuyoruz. Her şey olması gerektiği gibi. Rahat ama çok rahat değil. Yaratıcılığı besleyecek doğal bir atmosfer kendiliğinden yer edinmiş. Konuşmalarımıza etraftaki atölyelerden gelen sesler karışıyor. Arada öten bir horoz ise İstanbul’un arada kalmış halini bize bir kez daha hatırlatıyor.

Sorularımızı Lal’e yöneltmeye başladığımızda ise stüdyonun fiziksel varlığının kurucusu, sanki stüdyonun içindeki her bir objeye ses veriyor. Lal kendini multi-disipliner bir sanatçı olarak tanımlıyor. “Üretim süreçlerinde disiplinler arası pratiklerden” beslendiğinin altını çiziyor. İşlerinin ortaya çıkış süreçlerini sorduğumuzda ise dönemsel olarak kurduğu konseptlere yoğunlaştığını anlatıyor. Ürettiği işlerin “mekân ve konsept bağlamı arasında kurduğu ilişkiye” çok önem verdiğinin altını çiziyor.

Tam da bu noktada ona yaratıcılığı nasıl tarif ettiğini soruyoruz. Basit ama üzerinde düşünülmüş bir cevap geliyor Lal’den: “Zihnin kalple birleştiği, sonsuz söylemlerin olduğu, deneysel bir alan.”

Çok erken yaşta adım adım inşa ettiği kariyeri, aklımıza profesyonel olmanın anlamını ve onu getirdiği noktadan mutlu olup olmadığı sorusunu getiriyor. Cam kenarında oturduğu taburesinden dışarı bakarken biraz düşünmesine izin veriyoruz. Stüdyoya yayılmış işler, üzerinde çalıştığı projelere ait not kağıtları bizi oyalıyor. Tam da bu sırada Lal içindekileri dökmeye başlıyor. “Sanatla uğraşırken, öz disiplinimi, özümü ve dengemi buldum. Bir alanda profesyonel olmak için kişinin bu dinamikleri çözmüş olması gerektiğini düşünüyorum ve bu son derece iyi bir şey.”

Son bir soruyla veda etmeye hazırlanıyoruz. Alp disiplini sporcusu olan Lal’e, spor hayatının biraz önce bahsettiği dinamikleri çözmesinde faydası olup olmadığını soruyoruz. Hiç düşünmeden kafasıyla bizi onaylıyor ve devam ediyor: “Kamp hayatımız çok disiplinli geçerdi. Aynı zamanda spor hayatımda kadın ve erkek ayrımını çok net bir şekilde hissettim. Bir kadın olarak aradaki farkı kapatmaya başladığınız zaman çok farklı duygular devreye giriyor. Bu duyguları yönetmeniz gerekiyor. Ben çok cılız ve ince bir vücut yapısına sahiptim. Hala öyleyim. Buna rağmen rekabet etmek, kendimle barışık olmak, biyolojik sınırlarım içerisinde en iyisini yapmak ve bunu kabul etmek, kendimi anlama gibi reflekslerim spor sayesinde gelişti.”