Karşınızda gerçek bir indie yıldızı, John Grant. Kendisine Michigan'dan İzlanda'ya uzanan yolculuğunun ve müzikal temellerini konuştuk.

Müziğe dair en eski hatıran nedir?
Söylemesi çok zor. Michigan’da olmalı ve aklıma ilk gelen ise Ed Brown’ın The Three Bells şarkısı ve the Browns.

Peki müzik nasıl ilgini çekti?
Çok erken yaşta piyano çalmayı öğrenmeye başladım ve çok hızlı bir şekilde kaptım. Özellikle Scott Joplin, Joseph Lamb ve William Bolcom çalmayı çok seviyordum. Bir de tabii ABBA albümlerim vardı ve Eagle şarkısındaki gibi armoniler ve synthesizer şarkıları beni büyülüyordu. Müzik beni başka başka yerlere götürüyordu ve evimizde çok farklı türde müzikler çalıyordu. Evde de arabada da 8 kanallı bir kaset çalarımız vardı. Ayrıca çok fazla Loretta Lynn, Johnny Cash, Roger Miller ve Olivia Newton-John dinlediğimi hatırlıyorum. Kardeşlerim rock müzik dinlerken; ben Supertramp’ı ve Journey albümlerini severdim.

The Czars ile başlayan kariyerin ve sonrasında ‘Queen of Denmark’ ve ‘Boy From Michigan’ gibi albümlerle devam eden solo kariyerin. Bu yolculuğa baktığında, zaman ve mekân içinde nasıl yol aldığını görüyorsun?
Garip. The Czars ile geçen zamanda gerçekleşen olayları zar zor hatırlıyorum. Anılar var ama hepsi çok muğlak. Sanırım benim için hepsi epey çizgisel. The Czars döneminde sesime de şarkı yazarlığıma da güvenmiyordum. Ancak son 10-15 senede bunun değiştiğini söyleyebilirim. Müzikal açıdan hala bir çocuk gibi hissediyorum.

Rus-Amerikalı akademisyen Svetlana Byom iki farklı nostalji tarifi yapar. Kabaca özetlersek; onarıcı ve yansıtıcı nostalji türleri olarak ikiye ayırır. Onun için ‘yansıtıcı’ nostaljinin naif ve nüanslı bir tarafı vardır. Ve bu tarz nostaljinin eleştirel düşüncenin karşısında durmak zorunda olmadığını ima eder. Kısacası biraz yapıcı bir nostalji duygusunu işaret eder. Kendisine katılır mısın?
Kendisini hiç okumadım ama burada benimle paylaştıklarına katılıyorum. Kesinlikle nostaljinin ya da insanın bugüne kadar yaptığı yolculuğa bakmanın iyi bir şey olabileceğini düşünüyorum. Kişi ‘şimdi’ de sahip olduklarına şükretmek için geçmişi kullanabilir. Aynı hataları yapmaktan kaçınmak için kişi hatalarından ders alabilir. Ama başka biri de geçmişe sıkışıp kalabilir. Bence şimdiki zamana sıkı sıkıya bağlı olabiliriz ve geleceğe bakabiliriz ama aynı zamanda nereden geldiğimizi takdir etmeli ve öğrenmeliyiz. Yine, hepsi geriye bakan kişinin tutumuna bağlıdır.

Oldukça fazla dil konuşuyorsun. Bu durum müzikal üslubunu oturturken sana yardımcı oldu mu?
Kesinlikle birçok farklı şekilde konular hakkında düşünmeme yardımcı oluyor. En sevdiğim şarkılardan birinin adı ‘Grey Tickles, Black Pressure’. Grey Tickles İzlandaca'dan bir deyimin çevirisidir ve temel olarak ‘Orta Yaş Krizi’ anlamına gelir ve ‘Black Pressure’, Türkçe ‘Karabasan’ kelimesinden gelir ve Türkçe'de tam anlamıyla olarak bu anlamla kullanılır ve bildiğiniz gibi, ‘kâbus’ anlamına gelir. Yani şarkı bir orta yaş kriziyle ilgili.

 

 

‘Her bir dil kullanımının farklı seviyelerde kullanılan dillere eşit olduğunu düşünüyorum.’ dediğini okuduk. Buradan çevrenizdeki sosyal olayları nasıl okuduğuna dair bir anlam çıkartabilir miyiz?
Evet, sanırım öyle. Bu, sınıf veya kast sistemlerine inanmadığım ve onları algıladığım ve orada olduklarını bildiğim anlamına geliyor. Tıpkı herhangi bir dil “türünün” veya “kaydının” diğerlerinden daha iyi olduğu fikrinin saçma olması gibi. İnanmıyormuş gibi yapsak da hepimiz eşitiz.

Elton John ile the Guardian’a verdiğin röportajda ‘Başka bir yere taşındığında kendinden kaçamazsın.’ diyorsun. Kendinden kaçamazsın belki ama her zaman karakterinin yeni bir yönünü keşfetmenin heyecanı vardır ve tabii buna göre değişen bakış açısı…
Kesinlikle buna katılıyorum. Bu tarz değişimlerde kısa bir süre için olaylara yeni bir bakış getiriyorsunuz.

Son zamanlarda ne tür kitaplar okuyorsun?
Bu aralar Anna Politkovskaya'nın Putin'in Rusyası'nı okuyorum, biraz üzücü ama bence okunması gereken bir kitap.

İzlanda son durağın mı?
Ciddi anlamda şüpheliyim. Yine de bundan sonra nerede olacağımı bilmiyorum. Belki L.A., belki Londra, belki Almanya'da bir yer. Hep bir süre Rusya'da yaşamak istemişimdir ama şu anda bu pek iyi bir fikir gibi durmuyor.

En büyük başarın nedir?
Bu harika bir soru. Sanırım hayatımı geri verdiği ve diğer her şeyi mümkün kıldığı için bağımlılıklarımdan kurtulmam diyebilirim.

İskandinav suç dizilerini izlemeyi sever misin?
Evet severim. En son beğendiğim ise Danimarka dizisi The Chestnut Man oldu. İskandinavlar gerçekten çok karanlık.