Şair ve çizer Sertaç'ın şiirleri onu 'çarpıpı geçiyor' ve bazen de onu 'küçük bir dağın tepesinde' bırakıyor.  Ve belki de hayata bu küçük dağın tepesinden baktığı için zaman zaman şiirleri resme döküyor. Kendisiyle ve çizimleriyle tanışınız.  


Sertaç, neden şiir yazıyorsun?

Bu benim yaşadıklarımla ve gördüklerimle kafayı bulma şeklim. Gördüklerimi, duyduklarımı ve yaşadıklarımı normalin dışına çıkarmayı seviyorum. Olanların bir hikayesi olsun istiyorum, sığ kalmasınlar, esrarengiz bir havaya bürünsünler, yaşadıklarımda bir gizem aramayı seviyorum. Ve şunu çok iyi biliyorum: şiir yazarken kendimden başka kimseye iyi gelme niyetim yok, söylemek ve itiraf etmek istediklerim ya da bağırmak, kırmak, dökmek ve bütün bunların tam tersi için sadece şiiri kullanmak istiyorum. Şiirim mutlaka varmak üzere yola çıkar, aradığı uçurumu da bulur.

Bir şiir sana nasıl ulaşıyor?
Genelde beni değiştirerek ulaşır, o karanlık hisse alıştım artık, gördüklerim görünenin dışında bir şeyler söylemeye başlar ve aklım normalin dışına atlar. Çok kısa bir an, burnunuza aniden gelmiş bir koku gibi düşünün bunu. Çarpıp geçer. Her şey bir göz kırpışıyla olup biter. İşte bu değişim, bu çarpılma beni yazmam gereken şeye iter. Beni küçük bir dağın tepesinde bırakır. Ve orası için iyi bir savaş verildiğini bilirim. Bütün bu olanlar beni oranın, o şeyin ozanı yapar.

The Poet House nedir?
Evim. Sınırlı sayıda, koleksiyonluk, resimli şiir ve bağımsız slow book’lar ürettiğim bir small press. The Poet House’ta ortaya çıkardığım eserler metin, çizim ve nesne olarak okura ulaşmak için birlikte hareket eder. Ürettiğim slow book’lardaki şiirler, öyküler ve bağımsız metinler, içerdikleri görseller ve sunuldukları formlar itibariyle okur-kitap ilişkisini sıradan kitap deneyiminin dışına çıkarmayı hedefliyor. The Poet House, eserin nesne olarak da metinle birlikteliğini  sloganlaştıran, şiirin, şairin, yazarın ve sanatçının bildiğimiz yaygın yayımcılık düzeninde yeni evi, yaratıcı yolu.

Peki, şiirle resim arasındaki ilişkiyi nasıl kuruyorsun?
Aslına bakarsan şiirin resimle olan ilişkisi, şiirin heykelle, ölümle, yaşamla, aşkla, hastalıkla ya da müzikle olan ilişkisiyle aynı, büyümek. Şiirlerde gördüklerimi göstermeye çalışıyorum. Şiiri büyütecek her şeyi ona katmaya razıyım ve şairin şiiri sözcüklerle kısıtlamaması gerektiğine inanıyorum.

Sence yaşamla ‘dil’ arasında nasıl bir ilişki var? Bu bağlamda şiir yaşamı içinde nasıl barındırıyor?
Dil, yaşam ve şiir başlıklarını ayrı ayrı düşünmek benim için zor, bir şair olarak bu üçü bende birbirinin içinde saklanıyor. Gerçekliğimi de çoğu zaman böyle kaybederim, şiir için dili, dil için şiiri, yaşam için şiiri, şiir için yaşamı kullanıp ömrümü yiyorum. Kendi adıma, sorudaki dili bir organ olarak düşünürsem, o ağzımın içinde beslediğim bir hayvandır. Ve bu hayvan/dil, yaşamımda ava çıkıp şiirimi mağarası olarak kullanır.