Gurur'la işlerine yön veren ancak onları tam olarak ele geçirmeyen duyguları konuştuk... 

Senin için yalnızlık kelime anlamıyla fiziksel bir durumumu yoksa duygusal bir durumu mu işaret ediyor?
Yalnızlık, üzerine etraflıca düşündüğüm bir kavram. Yaşantımın her dönemecinde karşılaştığım, özünde çok hoşlanmadığım ama kopmayı da göze alamadığım eski bir dost gibi. Mutlak yalnızlık, sanırım sanatın da en temel motivasyonlarından biri. İnsan, belki bu yalnızlıktan kurtulma, kardeş ruhlarına bir mesaj iletilebilme arzusu ile sanat üretme eğilimine giriyor. 

İlk kişisel sergin “Zamanın Enkazı” karamsar tonlar kullanırken, detaylarda geleceğe dair bir ümit görmek de mümkün. Bu ikicilik senin hayata bakışının da bir özeti mi?
Tam bir kakafoninin içinde olduğumuzu ve bunu kanıksadığımızı düşünüyorum. Zihnimizin ve ruhumuzun aldığı onca yaraya rağmen, zaman zaman yıkılmaya yüz tutsak da, her nasıl oluyorsa ayakta kalmayı başarıyoruz. Bir umut, tutunacak küçücük bir dal bile bizi yaşatıyor. Fakat, bütün bu yorumlar kulağa fazlaca kötümser gelse de, melankolik ve neredeyse ürpertici atmosferine karşın, resmimin bu ölçüde bir karamsarlık taşıdığını sanmıyorum. Resimlerin hemen her birine, belki ışıkla, belki küçücük bir detayla, bahsettiğim umuda dair bir şeyler yerleştirmeye özen gösteriyorum.

Peki zaman algın nasıl? Doğrusal mı yoksa daha çok dairesel mi?
Resimlerim, tek bir anın dondurulması ile elde edilen görsellerden ziyade, pek çok anın bir araya getirilmesiyle oluşan toplam bir sonucu ifade ediyor bence. Bu bağlamda fotoğraftan çok sinemaya yakınlar. Her resmim, bir film sekansı, sergiyi ise bir sinema filmi olarak hayal ediyorum. Karşımızdaki görüntünün öncesini ve sonrasını düşündürmeye, durağanlık hissi içinde küçük hareketlilikler ekleyerek zamanda kırılma yaratmaya çalışıyorum. Bu yüzden bugüne veya belli bir döneme ait görünümlerdense zamansız motifler seçmeye, ya da farklı dönemlere ait görünümleri bir araya getirmeye çalışıyorum. Çağların ortak bir kadere tabi olması fikri işlerin her birinde kendini bir biçimde hissettiriyor. Dört bin yıl önce inşa edilmiş bir kaleye baktığımda, bu topraklarda ne ezan sesi, ne çan sesi, ne korna sesi varken o yapının orada olduğunu, fakat günün birinde her şey gibi yok olmaya mahkum olduğunu düşündürüyor. Zamanın acımasız geçiciliği karşısında sağlığını, işlevini, görkemini yitiren her şey beni derinden etkiliyor. Bence zaman sanatın en temel medyumu...

Yaratıcılığı nasıl tanımlıyorsun?
"Yaratıcılık" kelimesinden hoşlanan bir sanatçıyım. Sanırım her sanatçı bu kelimeden farklı bir şey anlıyor. Benim için yaratıcılık, hem yaratıcının hem de muhatabın, hayata bakış, algılayış ve yorumlayış biçimlerindeki ortaklıktan doğar. Kişi, toplumu, doğayı, evreni kendine has bir bakışla yorumlar ve alışılagelen olguları bozar, derinleştirir ve biçimini değiştirirse yaratıcılıktan bahsedilebilir. Bunun için de en önemli şey, bence yine zamandır.