Sanatçı ve iklim aktivisti Eymen ile İstanbul'daki evinde buluştuk. Toplumsal olaylarla sanatın kesiştiği noktada konuşulacak çok şey var. 


Çizmeye nasıl başladın?

Birinci lisans eğitimim iletişim üzerineydi. Bu dönemde çıkan dergileri yakından takip ediyordum. Her gün muhakkak bir şeyler çiziyordum ve bu çizimleri takip ettiğim dergilere göndermeye başlamıştım. Bu dergilerden bazıları çizimlerimi yayınladı. Buradan karşılık bulmak beni cesaretlendirdi. Her ne kadar kendi tatminimiz önemli olsa da yaptığın şeylerin somut karşılığını görebilmek daha tetikleyici oluyor. Bu motivasyonla çeşitli Adobe programlarını karıştırmaya ve dijital görsel yönetimine meraklandım. Birçok programı kullanabiliyordum, bu yüzden başvurduğum şirketlerden kolayca geri dönüş alabiliyordum. Fakat bir süre sonra illüstratif dilimden memnun olmadığımı, resim diline ilgim olduğunu fark ettim. İşi bıraktım ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'ne girdim. Yani aslında çizim hep vardı ama profesyonel anlamda kararı 2017'de aldım.

İklim kriziyle ilgili işler üretiyorsun ve performanslar gerçekleştiriyorsun. Bu damar kendini nasıl gösterdi?
İklim krizine dair veriler 1950'li yıllardan itibaren fark edilmiş ve konuşulmaya başlanmış. Yani göründüğü gibi son yıllarda ortaya çıkmış bir mesele değil. Son zamanlarda dehşete kapılmamızın nedeni durumun ciddiyet kazanması ve gözle görülür bir vaziyete gelmesi. Benim bu konudaki hareketlenmem de 2018 yılında IPCC'nin (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) yayınladığı raporla başladı. Bir şeyler yapmam gerekiyordu ve sanat dışında bir yöntem aklıma gelmiyordu. Geleceğe dair kaygılarımı sanatın farklı disiplinleriyle yansıtmaya başladım. Bu korkuyu epey içten yaşamış ve aktarmış olmalıyım ki karşılık bulması da çok gecikmedi. Kısa bir sürede birileriyle bir araya gelerek çıkış yeri Londra olan Extinction Rebellion iklim hareketinin Türkiye ayağını kurduk. Ve aktivizmin ne olduğunu deneyimlemeye başladım.

İstikrar senin için önemli mi? 
Art direktör olarak çalıştığım ajanstan ayrılıp, reklam sektörüne tamamen veda ederken oldukça endişeliydim. Çünkü girmek istediğim sanat alanı gerçekten çetin şartlara sahip ve bu alanda kimseyi tanımıyordum. Sektöre çok yabancıydım. Tutunduğum tek şey istikrarlı olmaktı. 'Ben istikrarla üretmeye, kendimi deneyimlemeye devam edersem bir gün bir şeyler olacak.' diye düşünüyordum ve hala öyle düşünüyorum.

Kendine koyduğun bir hedef var mı?
Bu yıl ikinci üniversiteyi bitirmeye ve bir yandan üretime hız kesmeden devam etmeye çalışıyorum. Yoğun geçen dönemler bazen yorulmama, motivasyonumun düşmesine sebep olabiliyor elbette. Yeniden ayağa kalkmamı sağlayan hedeflerim var neyse ki. Bu hedefleri koyarken de uygulanabilirlik ve zaman kavramlarını gözden çıkartmıyorum. Yani hedefin ütopik hayallere dönmesine izin vermiyorum. Şu anda gündemimde sanat üretimlerimle yurtdışında var olmak var. Elbette bunun bir hazırlık ve olgunlaşma süreci olacaktır. Düzenli çalışma ile uygun şartları sağlamaya çalışıyorum.

Yaratıcılığın bir tarifi var mı?
Her an bir yaratım ve bir süreç. Bakabildiğinde her şeyi yaratıcılığa dahil edebiliyorsun. Her gün gördüğüm duvarımın köşesine bir gün farklı bir gözle bakıp etkilenebiliyorum ve o köşeyi resmimin bir yerine iliştirebiliyorum. Yaşadığımız her an kendi yaratıcı gücüne sahip ama insan doğası gereği her zaman bunu yakalayabilecek güce sahip değil. Algıları her zaman ayakta ve gözlemci pozisyonunda tutamıyorsun. O yüzden sanatçıların veya yaratıcı işlerle uğraşan insanların sürekli yaratıcı kalabilmesi mümkün olmuyor. 

Neden sanat yapıyorsun?
Bu içgüdüsel bir dürtü elbette. Bu dürtü kişilik özellikleriyle bir araya geldiğinde farklı alanlara kapı açıyor. Bu kimisi için konuşmak, yazmak, kimisi için rakamlarla diyalog kurmak olabilir. Benim kendimi dışavurma ihtiyacım da sanatın dallarıyla karşılandı. Benim için zihnimi toparlamamı sağlayan, parçaları önüme koyup algılamamı kolaylaştıran bir tedavi süreci gibi. Bir çalışmanın sanatçıdan çıktıktan sonraki süreci de inanılmaz heyecanlandırıcı. Sanat eserinin sessizce kulağına eğilip fısıldıyormuş gibi hayatına sirayet etmesine bayılıyorum. Bunu çok güçlü ve etkili bir iletişim kanalı olarak görüyorum.