Ecemnaz ile güneşli bir İstanbul gününde buluşuyoruz. Salonuna süzülen ışık, işleriyle tezat oluşturur gibi... Ancak onunla konuştukça anlıyoruz ki, üretiminin esas amacı da tam olarak bu: Ruhumuzun karanlık noktalarına ışık tutmak. 

Hangi alanda çalışıyorsun?
Multidisipliner bir sanatçıyım. Kumaş üzerine figüratif resimler yapıyorum. Son dönemlerde de handtufted yöntemiyle çizimlerimin halı dokumalarını yapıyorum. 

Handtufted yöntemi resimde olmayan neyi sunuyor?
İstersem üç boyuta geçebiliyorum. Bir de antika bir halıdakine benzer şekilde, üretimi ilk haline yakın bir şekilde korumak mümkün. Dolayısıyla biraz da geleceğe yatırım gibi düşünüyorum. Bir nevi işlerin antikaya dönüşebileceklerini hissediyorum.

Bu teknikten biraz bahsedebilir misin?
Tufting makinesi; kesik ve döngü uç olarak ikiye ayrılan bir teknik, tabanca görünümü olan bir dokuma aleti. Aslında çok eski olmasına rağmen son iki yıldır popüler hale geldi. Teknik araştırıp denemeyi sevdiğim için sanıyorum ki bu aleti ilk alan ve kullanmaya başlayanlardan biriyim. Bu teknikle ürettiğim işlerimi whoknowstudio adında altında bir markada topluyorum. Kullanım alanları çok geniş olan bir teknik. Karakterlerimi halı formunda duvara asılabilir ya da özgürce kullanılabilir görmek beni heyecanlandırıyor. Bu teknikle yaptığım her şey özgürce kullanıma açık birer sanat eserine dönüştüler. Yani bu bir sanat eseri ve duvara asmalısınız diye bir şey yok.

Bir işin ortaya çıkış sürecinden biraz bahsedebilir misin?
Aslında biraz zihnimi kaosa sokuyorum. Besin kaynağı gibi benim için ve buna elverişli topraklardayım. Kendi yaşadıklarımdan, çevremdeki hikayelerden, rüyalarımdan, kabuslarımdan, büyüdüğümüz topraklardan, bu kültürün ve politikanın bizlerde bıraktığı travmalardan beslenerek kaosa düşüyorum. Tabii bu planlı bir süreç asla olmuyor ama doğum gibi sancılı diyebilirim. Genelde yalnız kalmayı tercih ediyorum ve sessizlikte çalışıyorum. Daha kolay odaklanmamı ve figürleri hayal edebilmemi sağlıyor. Hiçbir işimi eskiz olarak çizmediğim için direkt boyayla zihnimdekini o an kullandığım zemin üzerine yansıtıyorum. Bazen seçtiğim bir müziği iş bitene kadar tekrar tekrar dinliyorum. Sanırım yarattığım o süreci hissedebilmemi sağlıyor. Handtufted tekniği ile farklı olur diye düşünüyordum ama onda da aynı şeyleri yaşıyorum. Önce tasarlayayım sonra dokumaya başlayayım diyorum ama hep bir şekilde yoldan çıkıyorum. Yoldan çıkarak bir oyunun içinde gibi bazen bir sonuca varıyorum; bazen de varamıyorum.

İşlerinde kullandığın karakterleri nasıl yaratıyorsun?
Karakterleri genelde kabuslarımdan ve gözlemlediğim travmalardan esinlenerek yaratıyorum. Kabuslarımın gerçek olduğu zamanlarda da insan bedeniyle hayvan bedenini sentezliyorum. Örneğin, karşımda durup kinle bana bir şey anlatan birinin suratını çığlık atan bir kuşmuş gibi hayal edebiliyorum. Böylece istemediğim şeyleri hem duymuyorum hem de bana karakter ve hikâye olarak geri dönüyorlar. İnsanların onlara tepki vermesi ya da tetiklenmesi beni heyecanlandırıyor bile diyebilirim.

İşlerinin insanları tetiklemesini neden seviyorsun?
Bir farkındalık için üretiyorum. Eğer işlerimin verdiği rahatsızlık buna yol açacaksa, bunun olumlu bir şey olduğunu düşünüyorum. Söz konusu bir travma ise bunu iyileşmenin bir yolu olarak görüyorum. Aynaya bakmak gibi…

Neo-ekspresyonizmden esinlendiğini saklamıyorsun. Bu akımda kendine yakın ne buluyorsun?
Saklayamayacak kadar dışa vuruyor olabilirim. Kurallara bağlı kalmayışı, akımın ve akımın içindeki sanatçıların eserlerinin bir dili ve hissi olması, yeniliğe açık ama gelenekselden de çok uzak kalmayışını kendime yakın buluyorum.

Yaratıcılığı nasıl tarif ediyorsun?
Annem çocukken “Herkes resim yapabilir ama herkes yaratıcı olamaz.” demişti. İlk aklıma bu geliyor. Tarif etmesi zormuş ama şöyle söyleyebilirim; yaratmak benim için çıkışı olmayan bir odadan bir başka odaya seyahat etmek gibi... En temelinde yatan duygu ise rüyalarımdan süzdüklerimle karşılaşmak ve bu karşılaşmalarda aramadığım çıkış yoluyla ilgili. Ne aradığıma gelecek olursak; onu zaten işlerime bakan bir gözün görme ihtimali daima saklı.

Yaşamında nostaljiye yer var mı?
Eşya saklamam, çok taşınırım, fotoğrafları silerim, mektupları yakarım ama hafızamda kalırlar ve en kalıcı hali de o sanırım. Atsan atılmaz satsan satılmaz. Yaşamım onlarla dolu belli ki.