Dicle Çiftçi eserlerinde, kadının kusursuz olması gerektiği kuralını hiçe sayarak, toplum tarafından güzellik standartlarının dışında kalan, olduğu gibi ve karakteristik figürleri konu edinen bir resim sanatçısı.

Yaşın?
32.

Nerede yaşıyorsun?
İzmir’de yaşıyorum.

Eğitim durumun?
Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunuyum. 

Hangi alanda çalışıyorsun?
Sanat. 

Bu alandaki rolün ne?
Ressamım. 

Bu alanda ne kadardır çalışmaktasın?
Çocukluğumdan beri ama daha profesyonel olarak 2008’den beri diyebilirim. 

Kendini bir proje üzerinde çalışırken kusursuz iş yapan biri olarak tanımlar mısın?
Kesinlikle tanımlamam. Tam tersi kusurlara açık olup, hatta olabildiğince kusura yer vererek çalışırım.

Değişikliklere açık mısın?
Değişiklik, insanın kendisine reset atma biçimi gibi bence. Yenilenmek için mutlaka olması gerekir. 

Her olayın en az iki tarafı olduğunu düşünenlerden misin?
Evet, o an yaşanılan olayın pek çok tarafını düşünmeye çalışırım. Doğru karar verdiğimi düşündüğümde de acaba diğer taraftan daha mı iyi olurdu ikilemine mutlaka düşerim.

Çoklu projelerde çalışmaktansa tek bir işe yoğunlaşmayı tercih mi edersin? 
Okulda birbirinden farklı projeleri aynı anda yürütmek hem keyifliydi hem de külfet. Yine de sıkılmadan ilerleyebilmenin bir yolu olarak görüyorum.

Kendini genel olarak ortamlarda en çok gülen kişi olarak tanımlar mısın?
O anki ruh halime göre ortamın en çok somurtanı da olabilirim, en çok güleni de.

Farklı disiplinlerden insanlarla kolektif çalışmayı sever misin?
Çok severim, o anda öğrendiğim yeni şeyleri dinlerken iş yapmanın bambaşka bir hazzı var benim için.

Tarih gerçekten de tekerrürden ibaret mi?
Kısmen evet, bazen asla.

Kuralların iyi sebeplerle koyulduğuna ve bir şekilde gerekli olduğuna inananlardan mısın?
Bazı kuralların olması gerektiğine inanıyorum evet, çünkü insan kural olmadığında hemen her şeyin cılkını çıkartabilecek bir ırk. Ancak bazen de kuralların dışında davranabilen insanların çok daha yaratıcı ve özgün olabildiğine hepimiz şahit olmuşuzdur.

Kendini sistemin bir parçası olarak görüyor musun?
Elbette sistemin bir parçasıyım, olmamak için bambaşka ve oldukça zorlu şartlarda yaşamam gerekirdi. İşin ucunda para olan her şey bir sisteme dayalıdır. En azından çok bilindik, zorla dayatılan bir sistemin içinde değilim. Kendi seçimim olan şeyi yapıyorum, olması gerekeni değil.

Mantığından ziyade iç sesinle mi çalışıyorsun?
Evet, mantıkla çok işim olmuyor ve sanırım beceremiyorum da. İçimden gelen şeyi yapıyorum ve içimden gelen de genelde değişiyor.

İşlerin kendi istediğin şekilde yapılmadığını gördüğünde bu duruma sinirlenir misin?
Benim düşündüğüm gibi yapılacağını konuştuktan ve artık öyle olcağına inandıktan sonra, aslında öyle olmadığını görürsem çok sinirlenirim.

Sorumluluk almayı seven biri misin?
Sorumluluk almayı sevmem ama nedendir bilinmez sürekli sorumluluk duyacağım şeylerin peşinde koşarım ve yerine getiremediğimde ya da yapmadığımda iç sıkıntıları çekerim.

Kolay heyecanlanır mısın?
Hayal kurmamı gerektiren bi durumla karşılaşırsam çok çabuk heyecanlanırım.

Bulmaca insanı mısın?
Bulmaca gibi bir insanım.

Daha ziyade büyük resme bakanlardan mısın?
Detayları düşünmekten bazen büyük resmi göremeyen bir insan oluyorum. 

Sadece cevap vermek için cevap verenlerden misin?
Kendimce cevap olarak düşündüğüm bir şeyi karşımdaki insan saçma bulduğunda, cevap vermiş olmak için cevap verdiğimi düşünebiliyor. Bazen de gerçekten sadece öylesine cevap verdiğim oluyor.

Planına sadık kalır mısın?
Genel olarak sadık kalırım, çok önceden plan yapıp o anda hiç canımın çekmediği bir şeyse yan çizdiğim de çok olmuştur.

İnsanların tavsiye için başvurduğu bir kapı mısın?
En yakın arkadaşlarım ve erkek arkadaşım için evet. Onun dışındaki insanların boya, renk ve tasarım konusunda daha çok danıştığı bir insanım.

Biri fikrini sorana kadar susanlardan mısın?
Konu hakkında bir fikrim yoksa bir süre dinlerim. Sonra anladığım kadarıyla yorum yaparak dahil olurum konuya ya da soru sorarak.

Hangi durumda olursan ol, çıkış yolunu bulur musun?
Kendi içimde bir türlü çözemediğim bir durum varsa ve güvendiğim insanlardan destek görmeye çok ihtiyacım olduğu zaman mutlaka danışırım.

Sana söylenene inanmak için, realistik dayanaklara ihtiyaç duyar mısın?
Bana söylenene inanmam için kimin söylediğine dikkat ederim önce. Zaten genel olarak atıp tutan ya da varsayımlar üzerinden duyduğunu anlatan bir tanıdığımsa kesinlikle belgelemeden söylediklerine inanmam. Sürekli okuyup araştıran bir tanıdığım söylediğinde bodoslama inanırım.

Her durumda kısa yolu tercih edenlerden misin?
Genelde üşengeç bir insan olduğum için kısa yolları severim. Herhangi bir şey için kestirme yol yaratmayı da severim. Ancak uzun ve çetrefilli yolları da sırf kendime işkence olsun diye çok kullanmışlığım vardır.

Kendine akışa bırakır mısın?
Çok müdahale edemeyeceğimi anladığım durumlarda kaderciliği kabul edip akışına bırakırım. Kendini suçlamaktansa ‘böyle olması gerekiyormuş, bu yönde ilerlemeliymiş’ diyebilmek çok daha rahatlatıcı bir yöntem.

Kendi yolunu kendin mi çizersin? 
Hayatında olup biten şeyler zaten senin seçimlerini etkileyen şeyler oluyor. Birilerinin fikirleri senin yönelimlerini değiştirebiliyor, birileriyle şekil alabiliyorsun, bir kedi dahi senin seçimlerinde tamamen özgür olamamanı ve ona göre oluşması gereken bir hayat tarzı zorunluluğunu sana getirebiliyor. En nihayetinde sen etrafındakilere göre şekil alırken onlar da sana göre şekilleniyor. Bunu kendi iradenle yapmaya devam ettiğinde kendi yolunu çizmiş oluyorsun. Ben de hep içimden gelenin peşinden gittim.

İstikrar senin için önemli mi?
İstikrarlı olmanın çok sıkıcı bir şey olduğunu düşünmeme rağmen istikrarlı bir insanım. Yeniliğin, farklılığın cazibesi bana her zaman çok çekici gelir. Yaptığın işten, yaşadığın ilişkiden, geçirdiğin hayattan dönem dönem çok sıkılırsın… Diğer taraftan istikrarsızlık sonu olmayan, sürekli savrulmak üzerine kurulu bir düzen gibi hissettirir. Araya yenilikleri ve heyecanları katabildiğim istikrarlılık benim için çok önemli.