Sónar Istanbul, 2-3 Ekim’de Zorlu PSM’ye geri dönüyor. Muhteşem hafta sonu öncesinde performansıyla bizi heyecanlandıran Christian Löffler ile konuştuk.

Geride bıraktığımız dönem boyunca hayatında ne gibi değişiklikler oldu ve bu değişiklikler müziğine nasıl yansıdı?
Sanırım hem yaptığım işlerin tümünde, hem de müziğimle anlatmaya çalıştıklarımda kendime daha çok kendime güvenmeye başladım. Ayrıca müziğimi seven ve beni takip eden insanlar (Türkiye’deki dinleyicilerimi de buna katıyorum) sayesinde ne kadar şanslı olduğumun farkına vardım. Kompozisyonlar üretmeye ve canlı müzik yapmaya karşı şevkim daha da arttı.

Beethoven, Bach ve Chopin’in eserlerini yeniden yorumladığın PARALLELS: Shellac Reworks, 2021’nin sonunda yayınlandı. Bu projeye dair seni en çok heyecanlandıran şey ne olmuştu? Ve sence en zor kısım neydi?
Deutsche Grammophon bana söz konusu kayıtlar için geldiğinde çok heyecanlandım ve tabii ki böyle bir projede yer alacağım için çok şanslı hissettim. Sanırım en büyük zorluk, bu başyapıtların içinde kendimi bulmaya çalışmak oldu. Sadece işin içindeki müzik yükünden değil, tüm bu isimlerin ve eserlerin ardındaki tarihsel altyapıyla da kendi bakış açımı buluşturmam da epey emek isteyen bir süreci kapsadı. Özetle; bozmamam gereken yapılar üzerinden kendimi de ifade edebilmem gerekiyordu ve bunun hakkını verebildiğimi düşünüyorum.

Müziğini tanımlarken ‘huzurlu’, ‘sakin’ ve ‘berrak’ gibi kelimeleri kullanabiliyoruz. Bu bakış açısıyla yola çıkacak olursak; müzikte ‘sert’ kelimesi senin için ne ifade ediyor?
Bence huzurlu ve sakin müzikler de aynı zamanda başka açılardan sert olabilirler. Tam olarak da bu yüzden ‘duygusal’ müzik en baştan beri ilgimi çekiyor.

Asla katlanamadığın bir müzik türü var mı?
Gerçekten katlanamadığım birkaç pop müzik örneği var… Aslında birçok farklı türü keyifle dinliyorum, ancak kimse kırılmasın ama; bazı müziklerin ben odaya girdiğimde acilen kapatılması gerekiyor.

Aynı zamanda bir çizer olduğunu biliyoruz. Çizimlerin ve müziğin arasındaki ilişkiyi nasıl tariflersin?
Aslında ikisine de yaklaşımım oldukça benzer; iki tarafta da aynı düşünce yapısıyla ve üst üste koyma mantığıyla ilerliyorum. Bazen içimde bir şeyler yaratma hissiyle uyanmış oluyorum ve bunun bir çizim ya da müzik olup olmayacağı gün içinde netleşiyor.

İstanbul’a aşina bir müzisyen olarak; yıllar içinde şehre yaptığın ziyaretlerden unutamadığın anlar var mı?
Biraz ilginç olacak ama aklıma ilk gelen şu; Anadolu’dan Avrupa’ya küçük bir sürat botuyla geçmek durumundaydım ve hava çoktan kararmıştı. Sarsıntı sebebiyle neredeyse ekipmanımın suya düşeceğinden korktum.... Ancak atmosferin ve manzaranın güzelliği her şeyi tatlıya bağladı.

‘Gelecek’ kelimesi senin için ne ifade ediyor?
Aslında gelecek hakkında neredeyse hiç düşünmüyorum. Hatta kendimi geçmiş hakkında sık düşünen bir nostaljik olarak tanımlayabilirim. Gelecek üzerine düşündüğümde; gezegen olarak başımıza geleceklerden korkmaktan maalesef kendimi alamıyorum… Ama bir yanım da müziği ve dinleyiciyle paylaşılabilecek daha nice güzel şeyi düşünmeden edemiyor.

Yaratıcılığını ne tetikler?
Kapanma döneminde de anladığım kadarıyla, seyahat etmek size çok fazla ilham kaynağı sunuyor. Yeni insanlarla tanışmanın ve yeni yerler keşfetmenin bilinçaltımı oldukça beslediğini bu süreçte anladım.

Stüdyodaki üretim sürecini bize beş kelimeyle tanımlar mısın?
Boş kağıt, giriş, sessizlik, yaratım ve çıkış.

Dinleyicilerin, Zorlu PSM’de gerçekleşecek Sonar 2021 performansından neler beklemeli?
Bu sefer bana bir orkestra da eşlik ediyor olacak ve bahsettiğimiz Parallels albümünden seçkiler de çalacağız. Öte yandan hem solo bölümlerde hem de toplu bölümlerde, çektiğim yeni görüntülerü bir ışık şovuna entegre edilmiş şekilde seyredeceksiniz.