Fotoğraf ve video sanatçısı Begüm, son işini anlatıyor. Bu sefer söz sadece onda. Onun kelimeleriyle ve 'Boğazın Suları Çekildiği Zaman' ile tanışınız. 

Boğazın Suları Çekildiği Zaman, geçmişe dair gözden kaybolmuş tarihsel kalıntıları, nesneleri bir zaman kapsülü gibi içinde saklayan Boğaz sularının çekilmesiyle oluşabilecek çeşitli manzaralardan oluşan bir fotoğraf serisi. İsmini ve çıkış noktasını Orhan Pamuk’un 1990 yılında yazdığı Kara Kitap romanının Boğazın Suları Çekildiği Zaman adlı bölümden alıyor.

Bölüm “Boğaz’ın sularının çekildiğini farkettiniz mi? Sanmıyorum.” diye başlıyor. Güzel olanın çürümüş olanla karıştığı, eskiyle yeninin, varoluşla yokoluşun, geçmişle geleceğin birbirini dönüştürdüğü bir halden bahsediyor. Bir felaket panoraması çiziyor fakat tarihsel kalıntıların üzerinde yeni bir hayatın başladığından da bahsediyor. Gene ikiliklerin birbirine farketmeden dönüştüğü katastrofik olduğu kadar heyecan veren, spektaküler bir boğaz manzarası çiziyor. Ben de bölümü okurken bu hikayenin nasıl bir görsel karşılığı olabilir diye düşünmeye başladım. Ki Boğaz’ın suları çekilse, dibinden neler çıkabileceği aslında çocukluktan başlayan bir merak konusuydu hep. Tuzlu su, zamanın dondurulmuş bir kesiti gibi, içerisinde geçmişe ait organik kalıntıları yapısı gereği çok fazla barındırabildiği için tarih boyunca da hep bir hafıza metaforu olarak çıkıyor karşımıza. Fakat bu fotoğraf serisini üretirken Boğaz’ın geçmişini düşünmek daha ziyade potansiyel ekolojik dönüşümlerle gelecekte nasıl bir coğrafi alana dönüşebileceğine döndü. Bu daha önce ürettiğim fotoğraf ve videolara göre daha resimsel bir görsel dile sahip manzaralar da böyle çıktı ortaya. Bunlar İstanbul’da ve Boğaz’ın çeşitli yerlerinde çekilmiş fotoğraflarların çeşitli parçalarının bir araya getirilip oluşturulduğu, aslında tek bir zaman ve mekana ait olmayan, dijital olarak üretilmiş manzaralar. Ve hem içerik hem de görsel dil olarak doğrudan fotoğraftansa sanat tarihi boyunca doğanın yüceliği karşısında duyulan tedirginlik ve heyecan hissini bir arada veren piktoresk deniz manzaralarına daha yakın. Bir yandan 19. yy'da İstanbul'a gelen gezgin fotoğrafçıların ve ressamların deneyim ve tasvir ettiği boğaz manzaralarıyla da bu anlamda ilişki kurmuş oluyor.